Pek çok insan için, hepimizin topraktan geldiğine inanılır. Toprak aslında bir insan gibi kendi embriyotik varoluşumu için ilk mücadelesini verdiği bir başlangıç noktasıdır. Bir çimen yaprağı gibi, önce var olma alanına ekilecek ve sonra orada uygun şartlarda gelişip ortaya çıkacak. Daha ekildiği toprağın kalitesi bile onun ne türde bir çimen olarak var olacağına, doğmadan önce karar verilmiş olacaktır.
Tıpkı sosyal seviyesi yüksek ailelerden doğan çocukların da başarılarını sergileyebilmeleri için gereken bir ekim alanı kalitesindeki gibi insan, daha temiz bir toprağın ve suyun kalitesindeki kimyasal içeriğin zenginlik oranına göre daha canlı, daha dayanıklı veya daha faydalı olacaktır.
Ancak her daha kaliteli bir canlı için gereken oluşum süresi biraz daha uzar. Bir buğday tanesi bir papatyadan, bir papatya çimenden daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Bu yüzdendir ki, bazılarımızın bir buğday tanesi kadar verimli, bazılarımızın bir papatya kadar estetik ve bazılarımızın da bir ot olarak kalacağını önceden tahmin edebiliriz. Her şey bu tohumların ne kadar derine gömüldüklerini bilmekle başlar. Eğer hayata sadece bir öküz olarak bakmak yeterli olacaksa tabi ki en sığ türden ot türleri varlığınızı sürdürmenize yeterli olacaktır. Ancak, derin köklere sahip tohumların fayda oranları tabi ki daha fazla olacaktır.
İnsan var oluş mücadelesindeki yolculuğunu iki yönde yapar. Bazılarının tek derdi bir an önce yüzeye çıkıp tertemiz ve yemyeşil otların tadına bir an önce bakabilmektir. Diğer kısım da kendisini var eden toprağın dibini eşelemeye başlar. Daha fazla gerçeği daha fazla derinliklerde arar. Çünkü bilir ki, yeryüzüne çıkmadan önce kendisini var eden toprağı ne kadar iyi tanırsa, yeryüzüne çıktığında da yediği tertemiz ve yemyeşil otlardan daha fazlasını merak ederek yaşayacaktır.
