İnsanların en eski geleneklerinden biridir tanrıya kurban vermek. İnanılır ki, tanrı kendisine kurban edilen insan yolu ile sıkıntıların önünü açacak ve o kurbanın kanı yolu ile huzura ve bolluğa giden her tıkanık yol eskisi gibi akmaya başlayacaktır. Çünkü inanılır ki kan, kendi önünde hiçbir engel bırakmayacak kadar güçlü bir akışkandır.
Ancak binlerce yıl sonrasında, bu insan adaklarının bir fayda getirmediğini fark eden insan, tanrının bereketine giden yolun insan ve onun kanı ile açılmadığını, bu yolu açan tek akıntının sadece kan olduğu düşünmeye başladı. Bununla birlikte insanları kurban etmek yerine sadece kan bahşetmek yolu ile tanrıya istedikleri her şeyi yaptırabileceklerini düşünmeye devam ettiler.
Günümüzde insanlar artık hala tıpkı çok eski çağlardaki gibi bu törenin gereğine inanır ve onlar için hala tanrının umutlara giden yolunun tanrı adına dökülen kanın açıldığına inanırlar. Küçük ve büyük başlı türden hayvanlar, adağın büyüklüğüne göre kendisine sunulur ve sonuç merakla beklenir.
Şimdilerde ise artık hiçbir türde kurbanın tanrı tarafından kabul edilmediği anlaşılmış ancak bu kez de eti yenilen canlılar olması nedeni ile canını sunduklarını hayvanların etini kendi faydalarına aralarında paylaşmaya başlamışlar kanını da tanrıya bırakmışlardır. Sonuç olarak, bir kurban, her dönemde insanların varmak istedikleri yolu açan bir imge olmuştur insanoğlu için.
Bir amaç uğruna birileri tanrının kurbanı olması gerektiğine inanmış ve amaç uğruna kendisini büyük ihtiyaçların önüne bir kurban olarak adamıştır. Bolluğun ve huzurun koruyucusu olmak adına geçmişte pek çok insan kendisi seçilmemiş olsa bile yine de gönüllü bir kurban olarak kendisini bu yolu açmaya adamış ve gönüllü bir kurban olarak kendisini ortaya atmıştır. İnsan artık yavaşça tanrının insan işlerine karışmaktan pek hoşlanmadığını anlamış, ve bir sorunu kendi aralarında çözmenin yollarını bulmak zorunda oldukları anlamışlardır. Zaten başından beri bile olsa melekleri şeytanlardan kurtarmanın yolunun sadece insan zekasına bağlı bir mesele olduğun farkına varmış insanlar vardı. Bu insanlar çoğu zaman bu görevi tanrının bile yardımı olmadan tek başlarına insan insana halledebileceklerini anlatmaya başlamışlardı. Ancak her türlü bolluğun ve kıtlığın tanrıdan geldiğine inanan insanların sayısı da bugünkü kadar olmasa bile geçmiş bin yıllarda çoğunluğu oluştururdu. Zaman içinde bu çoğunluk bile artık tanrının kendileri için hiçbir şey yapma niyetinde olmadığını anladılar. Geçen yüzyıllar içinde insanların çaresizliği artmış ve zulümlere karşılık olarak mücadele etmeye başlamışlardır. Aralarında ölenler kadar mücadelesinde başarılı olabilen insanlar tanrının insanlığa aslında sadece akıl yolu yardım etme niyetinde olduğunu kavramışlardır. Bu insanoğlu için büyük bir ışık olmuştu ve o ışığı yaymaya çalışan kişilere karşı tanrısal sempatiler duymaya başladılar. Tanrı onlar için artık sorunları çözen bir hakim değil, sorunları çözmeye yardımcı kaynakları sunan bir imgeye, ondan aldığı güç ile mücadele insanlar da, huzur savaşçılarına dönüştü.
