Osmanlı Kimdi?


Saray içindeki tek Türk, padişahın kendisiydi. Onun da yarısı ecnebi soyundandı. Anneleri ecnebi oldukları için hıristiyanlık onlar için doğdukları günden beri varlığına alıştıkları bir dindi. Bir annenin çocuğuna kendi dinini anlatmaması gibi bir olasılık yoktur ve bütün öğretilerini, babasının yüzünü neredeyse hiç göremeyen padişah çocukları, bütün vakitlerini anneleri ile geçirirler ve annelerinin öğretileri ile büyürlerdi. Bu yüzden hiçbir padişahın namaz ve oruç gibi işlerde çok da istekleri olmadılar.

Büyüdüler ve kendi topraklarını genişletmek için ordu içinde hiçbir Türk askeri bulundurmadılar. Tıpkı bir şirket gibi farklı ülkelerden alınan çocuklar yetiştirilerek doğdukları topraklara para karşılığında saldırdılar. Meslek olarak edindikleri bu Yeniçerilik işi onların tek geçim kaynağıydı. İşgal ettikleri ülkelerden topladıkları çocukları yetiştirip yine kendi ülkelerine saldırtan Osmanlı, kendi kalesinde hiçbir Türk istemedi, ve Türkler sadece tarım veya hayvancılık gibi veya diğer meslek alanlarında geçimini sürdürdüler. Bu yüzdendir ki maaşlarnı ödedikleri Yeniçerilerin ele geçirdikleri her karış toprak Osmanlı sarayı’na ait bir mülk olarak bilindi. Çünkü Osmanlı kendi yetiştirdiği askeri personeli ile hiçbir Türk kanı dökülmeden maaşlarını ödedikleri Yeniçerileri kendi şirket personeli gibi çalıştırıyordu. Halkın ve özellikle Türk halkının topraklarda bir hakkı yoktu. Ancak sadece padişah izniyle oraya yerleşme izni şeklinde oluyordu.

Ülkesini koruma amacı dışında varlığını korumaya çalışan Türkler, devlet işlerinin tamamını Osmanlı şirketine vermişler, ve yüzyıllar boyunca hiçbir yok olma endişesi yaşamamışlardır. Ermeni, Yahudi, Kürt veya diğer milletlerden oluşan bir topluluk içinde kendilerini onlarla vatandaş saymış ve aslında o topraklarda hiç istenmediklerini yüzyıllar boyunca bile fark edememişlerdir.
Osmanlı zayıflamaya başlamış, otorite zayıflamış ve azınlıklar için fırsat ortaya çıkmıştı. Artık her millletin kendi toprağını geri alması fikri ortaya çıkmış, ancak Türklere toprak ayrılmamıştı. Bütün niyetleri açıkca Türklerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olmaktı. Türkler bunu da fark etmemiş ve gereksiz bir toprak savaşının kendilerine bir bir şey kazandırmayacaklarını düşünerek hiç alışmadıkları bir direniş düzenine geçme niyetinde değildiler. Onlara göre toprakları her kim işgal etse de, onlar yine kendi komşuları ile eski hayatlarına devam edeceklerini düşünüyorlardı.

Bu durumun farkında çok az sayıdaki Osmanlı askerlerinden biri de Atatürk’tü.

Yorum bırakın