Güzel bir pazar günüydü , ablamdan yeğenimi gezdirebilmek için izin istemiştim Az sonra yoldaydık . Biricik yeğenimi lunaparka götürmek istiyordum . Tabi bu elimi cebime atmadan önceki fikrimdi .. Sonra hatırladım cüzdanımı çok uzun bir süre önce örümceklere kiraya vermiştim .
Ben tam buna benzer acılarımı düşünürken karşıma uzun siyah burunlu siyah uzun kuyruklu eklembacaklıgillerden ( onlarda siyah ) garip bir yaratık çıktı . Bir süre bakıştık . Benden sinirli balışlarıyla birşeyler bekler gibiydi. Zifiri düşünceler içinde yere eğilip bir elimle orta büyüklükte bir taşı kavramak üzereyken öbür elim popomun üzerindeydi. Tam yeğenime bu meçhul tür hakkında bilgi verecekken canlı adım atmaya başladı . Tabi o bir adım ileri ben üç adım geri ..
Yeryüzünde bu niteliklere sahip tek canlı vardı . Zaten tanıştıktan birkaç saniye sonra hırlamaya başlaması sonucunda teşhisimi koymuştum . Bu bir köpekti hiiiiaaa !
Derken amansız kovalamaca başladı . Bu sefer köpeği arkama almıştım . Neyse . iyi koşuyor ama .. Ucube bir mahallenin dar bir sokağında , merdiven altında yakalanmıştım .
Kendinden emin adımlarla ağır ağır üstüme doğu gelirken benim elim hala popomdaydı
Tam yolculuk için hazırlıklara başlamışken , beyaz atlı pernsimin davetkar bir tonla seslendiğini duydum.
– Behçet !
Prensle konuşma şöyle
– Özür dilerim çiftleşme döneminde
– Öyleyse neden ona bir köpek bulmuyorsunuz.
Eve dönmeden önce yeğenime bundan kimsenin haberdar olmasını istemediğimi söylemiştim. Yeğenimin içeriye adın atar atmaz ilk sözü ‘ köpekleri sevmiyorum ‘ olmuştu .
Tabi bütün aile fertlerinin gözü bir noktada birleşti .
Bu nokta bendim.
