Bir gün her şey Osman adlı bir adamın hayalleri ile başladı. Yurdundan çıktı gidebileceği kadar uzağa gitti. Hatta bir kıta bile geçti. Başka bir kıtanın yamacında kendisine yardım edebileceğini düşündüğü bir başka adamı buluncaya kadar devam etti. Her ne kadar niyeti gidebileceği en uzak bir diyara varmak da olsa yoluna çıkan bir başka ülke onun yolunun sonuna getirdi. Sadece birkaç kişi ile çıktığı bir yolda kendisine katılmak isteyen pek çok evsiz ve işsiz insanla birlikte oldukça kalabalık bir toplulukla son buldu. Bu kalabalık topluluk artık varış noktasına gelmişlerdi. Yardım istedikleri bir asker onları komutanının yanına götürdü. Komutan onlara baktı ve meziyetlerini sordu. Hepsi savaşmaktan iyi anlıyorlardı. Bu durum komutanın aradığı türden bir meziyetti. Zaten kendi bölgesinin kuzeyinde sıkan küçük kargaşaları bu küçük topluluk sayesinde giderebilirdi. Onlara bir yer gösterdi ve kendi topraklarına zarar vermeyeceklerine karşılık onlara bölgede kalma izni verdi. Böylece onlar da ilk bölgelerine yerleşmiş oldular. Arada geçen zaman içinde Osman ve arkadaşları çevreyi tanımak için küçük keşifler yapmaya başladılar. Bu keşifler sırasında çevrede yaşayan insanların hayvancılık ve çiftçilikle uğraşan ve geçim sıkıntısı olmayan ancak nereden geldikleri belli olmayan haydutlar tarafından zaman zaman saldırıya uğrayarak soyulduklarını öğrendiler. Bu durum, Osman ve arkadaşları bir geçim kaynağına dönüşebilirdi. Kendi savunma becerilerini köylüleri korumak için kullanacaklar karşılığında da köylülerden gıda ve giysi ihtiyaçlarını karşılayacaklardı. Bu fikri köylüler de benimsedi ve aralarında bir anlaşma başladı. Ancak köylere saldıran haydutlar ayda bir veya daha seyrek gedikleri için köylüler de Osman ve arkadaşlarına yeterince yiyecek ve giysi sağlayamıyorlardı. Anlaşma her ne kadar bir süre daha devam etse de Osman ve arkadaşları köyleri korumak için yeterince karşılık bulamamaya başlayınca Osman’ın bu duruma başka bir çözüm bulması gerekti. Aslında bütün geçim kaynakları olan çevre köylerin onlara geçimlerine yetecek kadar karşılık vermesi için köylülerin daha sık saldırıya uğramaları gerekiyordu. Osman ve arkadaşları bir gece kılık değiştirerek haydutlar kılığında çevre köylerden birine saldırdılar. Saldırı sırasında ellerine geçirdikleri ganimetleri ve köydeki kızlardan birini yanlarında götürdüler. Ertesi sabahın çok erken saatlerinde saldırdıkları köyden biri çadırlarına gelerek dün gece olanları Osman’a anlattı. Osman adamı dikkatlice ve sessizce dinledi. Köylüye yemek, atına su biraz da umut vererek gönderdiler. Adam gittikten sonra Osman adamlarını yanına çağırdı ve iki gün sonra bir gece vakti adamlarından birini saldırdığı köye elçi olarak gönderip onlardan çalınan, altınlarını ve kaçırılan kızlarını geri getirebileceğini ancak haydutların izini sürmek için altının dörtte birini istediğini bildirdi. Köylüler hemen kabul ettiler. Tam iki gün sonra Osman ve adamları kızı ve çaldıkları altınları köylülere teslim ettiler. Köylüler onlara yemek, atlarına su ve başka hediyeler de verdi. Osman ve adamları bu işi çok sevmişlerdi. Bu sayede çevredeki köylülere baskıları arttırıp bu şekilde daha çok para toplayabiliyorlardı. Bu durum uzun bir süre Osman ve adamlarına çok para getirdi. Aynı oyun uzak köylere de oynandı bu da daha çok adam ve silah edinmelerini kolaylaştırdı. Bir süre sonra bu durum topraklarında yaşadıkları komutanın dikkatini çekti ve Osman ve adamları sarayına çağırdı. Osman bölgeye yerleştiklerinden beri saldırıların arttığını ve durumu kontrol etmekte zorluk çektiklerini söyleyerek komutandan kendilerine yiyecek ve askeri yardım etmeleri karşılığında sarayın toplayamadığı vergileri onun adına toplayabileceğini vaat etti. Komutan zaten yeterince toplayamadığı vergilerin saray gelirini arttıracağını düşünerek onlara istedikleri yardımı sağladı ve Osman, bölgesinde daha da güçlenmeye başladı. Çevre köyler hem vergilerini düzenli ödemeye başladı hem de sözde haydut saldırılarından korunmaya başladıkları için mutluydular. Bölgede Osman’a güven o kadar çok artmıştı ki, bütün köylüler onu komutan olarak görmeye başladılar. Hep itibarı hem de parası artmıştı. Ancak bu durum çok kalıcı olmayacaktı çünkü komutan onun aslında kim olduğunu yakında öğrenecekti. Nitekim öyle de oldu. Bir sabah kapısında komutanın birkaç adamı ile birlikte gelen bir asker gördü.. Osman çadırından çıktı ve adamlara doğru yürümeye başladı. Adamların yüzleri gergin, Osman’a çok da itibarla bakmayan ifadeyle saray tarafından çevre köyleri denetlemesi için gönderildiğini söyledi. Osman durumu far etmişti. Muhtemelen köylülerden biri durumun farkına varmış ve onu saraya ihbar etmişti. Onlara birer içki ikram etmek istediyse de adamlar kabul etmediler. Osman atını alıp önlerinden gitmeye başladı. Askerler arkada Osman önde yavaşça ayrılırken daha önce aralarında anlaştıkları bir işaretle birkaç adam da peşlerinden gitti. Biraz uzaklaştıktan sonra askerlerden biri ona
_ Buraya nereden geldin?
_ Uzaktan
_ Neresi o uzak yer
_ Orta Asya
_ Neden
_ Orada hiçbir şey yetişmiyor, ne hayvan ne de ot
_ İnsan da yetişmiyor belli ki.
Askerlerin ellerinde çok geçerli kanıtlar vardı ve Osman için bugün yaşadığı son gündü belki de. Bir şeyler yapması ve adamların köye girmesine engel olmalıydı. Köye girmeden önce bir tuzak bulmalıydı. Bir derenin kenarından geçerken Osman’ın adamlarından ikisi atlarından inip dereden su içmek için eğildikler. Sazlıkların arkasına iyice çöküp oklarını savlıkların arasından atların üstündeki iki adamı öldürdüler. Diğer atlı adam şaşkınlık içinde etrafına bakınırken Osman elindeki bıçağı askerin boğazına fırlattı. Osman ve adamları yere yığılan üç askeri orada bırakıp geri döndüler.
Çadıra geri döndüklerinde orada kendilerini bekleyen üç asker daha vardı. Herkes çevreye toplanmış olacakları korku içinde merak ediyordu. Osman askerlere yaklaştı.
_ Yetişemedik. Onlara tek başına gitmeyin dedik ama bizi dinlemediler.
_ Anlamadım dedi askerlerden biri.
_ Adamlarınızın üçünü öldürmüşler.
_ Neredeler
_ Sizi götürelim.
Askerler atlarına binip ölen askerlerin yanına geldiğinde Osman adamlardan birinin hala kımıldadığını gördü. Konuşacak halde değildi. Sadece Osman işaret ediyor gibiydi. Diğer üç askerden biri
_ Bir şey söylemeye çalışıyor.
Ancak yerdeki asker daha fazla bir şey söyleyemeden öldü.
_ Seni işaret ediyordu dedi asker.
Osman bir şey söylemedi ama artık bir şeylerin sonunun geldiğini anlamıştı. Askerler adamları atlarına yüklediler ve saraya geri döndüler.
O gece Osman ve arkadaşları arasında derin bir sessizlik vardı. Kimse konuşmuyor, yemiyor ve uyumuyordu. Sessizliği Osman bozdu.
_ Bu gece bütün köyleri basıp ellerinde ne kadar silah ve ganimet varsa toplayacağız.
Adamlar şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
_ Şafak söktüğünde bir ülke kurmuş olacağız.
Adamlarından biri
_ Evet. Zamanı gelmişti. Yeterince adamımız, silahımız, yiyeceğimiz var. Şansımızı denemezsek zaten hepimizi öldürecekler.
Osman kendisine en yakın adamlardan birinin bunu söylemesi onun cesaretini arttırmıştı.
_ Bu gece bütün köyleri ve kasabaları dolaşıp onlara haydutların hepimizi öldürmeye geleceklerini, evlerimizi yakıp, altınlarımızı alıp kız ve hatta erkek çocuklarımıza bile tecavüz edeceklerini söyleyeceğiz. Bize yardım etmezlerse hep birlikte yok olacağımızı söyleyeceğiz. Önce haydut kılığında köylerine dalıp silahlarını ve birkaç kız ve erkek çocuğunu götüreceğiz. Sonra yardım istemek için geldiklerinde onlarla köylere dönüp her birimiz köyün çıkışında sarayın askerlerini bekleyeceğiz. Eğer onları uzak tutmayı başarabilirsek köylünün gözünde kahraman oluruz o zaman ne istersek öyle yaparlar. Hatta onları koruyamayan komutanı bile tanımayacaklardır.
_ Ya bize inanmazlarsa?
_ Biz de ölmeyi o zaman bekleriz. Şimdi değil.
